Makaleler     Dergiler     Kitaplar    

Adıyaman Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi

Yıl 2013 , Cilt , Sayı 11

Makale özeti ve diğer detaylar.

Makale özeti
Başlık :

Müseyip memmedov: publisist sözün kudreti (yrd. doç. dr. özcan bayrak)

Yazar kurumları :
Adıyaman Üniversitesi1
Görüntülenme :
320
DOI :
Özet Türkçe :

Türk dilinin kudretli bir dil olarak ortaya çıkışının ilk belgesi Göktürk Kitabeleri’dir. Bu
kitabelerin  dili  gibi  alfabesi  de  özgündür.  Bu  kitabeleri  inceleyen  bilim  adamları,
kitabelerde  kullanılan  dilin  niteliğini  ve  işlekliğini  göz  önüne  alarak  Türk  dilinin
geçmişinin  çok  eski  devirlerine  kadar  gittiğini  belirtmişlerdir.  Tarihi  süreç  içerisinde
göçler,  savaşlar  gibi  yaşanan  olaylar  sebebiyle  Türkler,  dünyanın  değişik  bölgelerine
yayılmışlar  ve  farklı  kültürlerle  temas  sonucu  Türkler  arasında  değişik  alfabeler
kullanılmıştır.
Azerbaycan Türkçesi 1923 yılına kadar Arap alfabesi ile yazılmıştır. Bu tarihten itibaren
yazarların,  edebiyatçıların  ve  toplumun  önde  gelenlerinin  gayretleriyle  Latin
Alfabesine geçilmiştir. Sovyet yönetiminin kararıyla 1939’da Kiril Alfabesi kullanılmaya
başlanmıştır;  fakat  bu  karar,  önceki  gibi  tartışmalar  sonucu  değil,  tepeden  inme  bir
anlayışla  olmuştur.  SSCB’nin  dağılmasıyla  bağımsızlığını  elde  eden  Azerbaycan,  1991
yılında tekrar Latin Alfabesine dönmüştür.
Aynı kaynaktan doğan bir ırmağın farklı kolları gibi, Türk kültürü ve edebiyatı da lehçe
farklılıkları sebebiyle birbirini yeterince tanımayan sanatçı ve edeb iyatçılar tarafından
temsil  edilmektedir.  Ortak  bir  paydada  buluşmak  adına  Türk  ülkelerinde  eser  veren sanatçıların  ve  edebiyat  çevrelerinin  birbirinden  haberdar  olması  büyük  önem  arz
etmektedir. Bu da dil içi aktarım dediğimiz yöntemle, eserlerin yazıldığı lehçe dışındaki
başka bir lehçeye aktarılmasıyla mümkündür.
Tanıtımını yapacağımız kitap, Azerbaycan’ın önde gelen edebiyatçı, gazeteci ve aydını
Celil Mehmetkuluzade’nin eserlerinde kullandığı dil ve üslup özellikleri üzerinde duran
“Publisist  Sözün  Kudreti”  adlı  eserdir.  Eserin  yazarı  Müseyip  MEMMEDOV’dur.  1992
yılında basılan bu kitap Yrd. Doç. Dr. Özcan BAYRAK tarafından önce Kiril Alfabesinden
Latin  Alfabesine,  daha  sonra  da  Azerbaycan  Türkçesinden  Türkiye  Türkçesine
aktarılmıştır.
Bu  çalışmada,  birçok  yönüyle  Celil  Mehmetkuluzade’yi  ve  onun  eserlerini  tanıma
imkânı  buluruz.  Celil  Mehmetkuluzade,  25  yıl  boyunca  zor  şartlar  altında  çeşitli
baskılara  rağmen  çıkarmaya  muvaffak  olduğu  Molla  Nasrettin  adlı  dergisiyle,  Türk
dünyasında  haklı  bir  şöhrete  sahiptir.  O,  dil  üzerine  düşündüklerini  bu  süreli  yayın
sayesinde halka anlatma imkânı bulmuştur. Kendisi sadece Azerbaycan Türkleri ile ilgili
değil, İran Türkleri ve Osmanlı Devleti’nde yaşayan Türklerle ilgili sorunlara da eğilmiş,
onların  da  hislerine  tercüman  olmuştur.  Müseyip  MEMMEDOV,  Celil
Mehmetkuluzade’nin  dili,  üslubu  ve  gazeteciliği  hakkında  yaptığı  tespitleri,  onun
eserlerinden  yaptığı  alıntılarla  ortaya  koymakta,  okuyuculara  berrak  bir  çerçeve
çizmektedir. Bu  eserin  önemine  böylece  temas  ettikten  sonra,  eserin  Türkiye  Türkçesine
aktarılmasının önemi şüphesiz daha iyi anlaşılacaktır. Yrd. Doç. Dr. Özcan BAYRAK  bu
eseri  dilimize  kazandırmakla  Türk  edebî  ve  ilmî  çevrelerin  dikkatini  hem  Azerbaycan
Edebiyatına hem de bu edebiyatın önemli şahsiyetlerinden Celil Mehmetkuluzade’ye
çekmiştir.
Tanıtmaya çalışacağımız kitap VI bölümden oluşmaktadır. I. Bölümde  Ana Dile Muhabbet  başlığı altında yazar, Celil Mehmetkuluzade’nin çeşitli
eser ve makalelerinde anlattığı durumlara değinmektedir. Özellikle Rusça ve  Arapçaya
meyledip  bu  dillerle  konuşmayı  bir  böbürlenme  vasıtası  yapanlar,  söz  konusu  bu
eserlerde eleştirilmektedirler. Bu eleştiri yer yer mizahî  bir nitelik kazanmakta, kendi
dilini  hor  gören  insanların  aslında  kendilerini  gülünç  durumlara  düşürdüklerini
anlatmaktadır.  Ana  dile  sahip  çıkmanın  önemine  vurgu  yapılan  bu  bölümde,  Celil
Mehmetkuluzade’nin devrin ileri gelenlerini de bu konuda tenkit  ettiği görülmektedir.
“Eğer  biz  ana  dilimize  diğer  milletler  gibi  sahip  çıkmazsak  ve  kendi  aramızda  bu  dili
konuşmazsak o zaman toplumda  kendimize ait her düzen bozulmuş olur. Nedeni de
şudur  ki  hem  Tiflis  hem  de  Bakü’de  ne  kadar  milli  cemiyetimiz  varsa  hiçbirinin
temsilcileri  dahi  kendi  ana  dillerinde  konuşmuyor  (s.  41).”  Bu  bölümde  üzerinde
durulan  bir  başka  konu  ise  alfabe  meselesidir.  Latin  harflerine  geçişin  önemli  bir
taraftarı  ve  savunucusu  olan  Celil  Mehmetkuluzade,  Arap  alfabesiyle  bir  yere
varılamayacağı kanaatindedir. Başta farklı, ortada farklı ve sonda farklı yazılan harflere
sahip  Arap  alfabesi  ile  diğer  toplumların  kullandığı  alfabeleri  kıyaslayan  yazar,  Arap
harflerini  kullanan  toplumların  hiyeroglif  yazısına  bile  şükretmeleri  gerektiğini
söylemektedir  (s.  53).  Yine  bu  bölümde  üzerinde  durulan  ve  eleştirilen  bir  konu  da
Bakü‘de  hızla  yayılan  yabancı  dille  yazılmış  levhalardır.  Yazar,  mizahi  bir  üslupla,
köyünden Bakü’ye gelen bir  köylünün kendini Yecüc-Mecüc ülkesinde zannedeceğini
söyler (s. 61). II.  Bölüm  olan  Üslubî  Taktikler’de  yazar  Müseyip  Memmedov,  Celil
Mehmetkuluzade’nin eserlerinde dili kullanma özellikleri üzerinde durmuştur. Sovyet
devrinin  ağır  sansür  ortamında  yazarlığına  devam  etmeye  çalışan  Mehmetkuluzade,
yer  yer  anlatmak  istediklerini  satır  aralarına  gizleyerek,  eleştirilerine  mizahi  bir  hava
vermiştir.  Bu  bölümde  Mehmetkuluzade’nin  yazılarındaki  ifade  gücü,   yazılarında
yaptığı  benzetmeler,  yazılarını  güçlü  kılmak  için  kullandığı  örnekler,  diyaloglar  vb.
unsurlar  okuyucuların  dikkatine  sunulmuştur.  Bunlarla  beraber  yazarın  kullandığı noktalama  işaretleri,  şiire  ait  unsurlar,  devrin  olaylarına  olan  ilgisi  ve  onları  halkın
anlayacağı şekilde duyurma isteği gibi konulara da değinilmiştir.
III.  Bölümde  Üslubî  Figürler  başlığı  altında  Celil  Mehmetkuluzade’nin  eserlerinde
kullandığı  tekrarlar,  karşılaştırmalar  gibi  unsurlar  ele  alınmıştır.  Yazar  bu  bölümde
özellikle  Mehmetkuluzade’nin,  din  olgusunu  kişisel  çıkarları  uğruna  kullanan  kişileri
eleştirdiği yazıları konu edinmiştir. Bu yazılarda, anlatımı güçlendirmek için başvurulan
yöntemler  ön  plana  çıkarılmıştır.  Örneğin  yaşlı  erkeklerin  küçük  yaştaki  kızlarla
evlenmesini  eleştirdiği  yazının  adı  “Kanlı  Facia”dır.  Yazar  bu  ismi  metnin  değişik
yerlerinde tekrar ederek okuyucunun zihninde bir tablo şekillenmesini sağlamıştır ( s.
86). Yazar,  tekrarlar aracılığıyla hocalara,  dinle insan tavlayanlara ve onların sözlerine
inananlara nefretini bildirir. Ayrıca bu bölümde Mehmetkuluzade’nin eserlerinde seri
halde tekrar edilen kelimelerin kullanış sayılarına göre gruplamaları yapılmıştır.
IV.  Bölüm  olan  Dilsel  Sıralamanın  Tekniksel  İmkânları‘nda  ise  Mehmetkuluzade’nin
eserlerinde  kelimelerin  sıralanması  ve  listelenmesinde  takip  edilen  metot  konu
edilmiştir.  Benzer  fiillerin  bir  arada  kullanılması,  aynı  cümle  içerisinde  yer  alan  eş
anlamlı kelime grupları, aykırı fikirleri iletmek için kullanılan zıt anlamlı kelimeler gibi
unsurlar bu bölümde örnekleriyle birlikte yer almaktadır. Yine yer isimleri, şehir, kent
isimleri, şahıs isimleri, yerel isimler, sayıların kullanımı gibi unsurlar da incelenmiştir.
V.  Bölüm  olan  Sözden  Büyük  Yadigâr  Yoktur’da  Memmedov,  Mehmetkuluzade’nin
eserlerinde  sıkça  geçen  atasözleri  ve  deyimleri  ele  almıştır.  Mehmetkuluzade,
atasözünü eserlerinde kullanmasını şöyle açıklar: “Dünyada herkes için söz bakidir. Bu
yüzden de Türk âlimleri ölse dahi sözleri kalır. Öyle ki, eski âlimlerin, şairlerin sözleri
günümüzde kullanılmaktadır. Bu yüzden de Türk âlimlerinin işe yarar sözlerini atasözü
mahiyetinde değerlendirerek birkaçını mecmuamıza yazdık ki, okuyucularımız okuyup
gerekli yerde onları kullansınlar (s. 127).” Ayrıca bazı atasözleri konunun uygunluğuna göre değiştirilerek verilmiştir. Bununla birlikte mecazlı tabirlerin, özdeyişlerin çokluğu
da dikkati çekmektedir.
VI. Bölümde Sözcüksel Birimlerin Üslubî  İmkânları  başlığı altında Mehmetkuluzade’nin
eserlerinde kullandığı  soru cümleleri,  nida  cümleleri,  muhatapla konuşur gibi yazdığı
cümleler  ve  emir  cümleleri  üzerinde  durulmuştur.  Yazarın  bu  cümleleri  ve  örnekleri
vererek  varmak  istediği  amaç,  Mehmetkuluzade’nin  publisist  üslubunu  göz  önüne
sermektir.
Tanıtmaya  çalıştığımız  bu  kitap,  Türk  Dili  hakkında  düşünceleri  ve  tezleri  olan  bir
yazarın  dilini  ve  üslubunu  konu  almakta,  onun  devrinde  yaşadığı  ve  gördüğü
olumsuzluklara  karşı  takındığı  tavrı  göz  önüne  sermektedir.  Celil  Mehmetkuluzade,
Azerbaycan  Türkçesinin  Azeri  Türkleri  tarafından  gururla  kullanılması  gerektiğini
söylemiş  ve  yabancı  unsurların  dilin  bünyesine  girmesine  karşı  çıkmıştır.  İsimlerin
sonlarına  Rusça  eklerin  getirildiği  20.  yüzyıl  başlarında  verimli  çağını  yaşayan  yazar,
verdiği  eserlerle  halkı  bilinçlendirmeye  çalışır.  Celil  Mehmetkuluzade’nin  “Dirisiyle
Rusça,  ölüsüyle  Arapça  konuşan  halkım  benim.”  sözünden  de  dil  noktasında  halkı
bilinçlendirmeye çalıştığı açıkça görülmektedir.
Böylesine  mühim  bir  ismin  dilinin  incelendiği  bir  kitabı  Türkiye  Türkçesine  armağan
eden  Yrd.  Doç.  Dr.  Özcan  BAYRAK’a  teşekkür  eder,  benzer  çalışmaları  beklediğimizi
ifade ederiz.

Anahtar kelimeler :

,

Özet İngilizce :

Anahtar kelimeler :
Tam metin (Türkçe) :
Paylaş :
Benzer Makaleler
Yorum Yap
  • Adınız :
  • Güvenlik Kodu :
  • Yorum :