İlk Dönem Vehhâbî Düşüncesinde İçtihadın Konumu ve Fıkhî Bir Mezhebe Bağlılığın Manası

Öz: Vehhâbîliğin kurucusu Muhammed b. Abdülvehhâb (ö. 1206/1792) içtihat kapısının açık olduğunu söyleyenlerin tarafında yer alır. Ona göre hakikatin bilgisinin devamı içtihadın devamlılığına bağlıdır ve her dönemde, o dönemin sorunlarına uygun şekilde nasları yorumlayacak müçtehitler bulunur. Sonraki ulemâ da içtihatla ilgili düşünceleri bu zeminde geliştirmiştir. Vehhâbî düşüncesi; mezhebi, sistematik bir bütün olarak tarif etmez. Onlara göre mezhep içtihada konu olabilen meselelerde müçtehitlerin delile dayalı olarak tercih ettikleri hükümdür. Bu yaklaşımla “Mezhebimiz Ahmed b. Hanbel’in (ö. 241/855) mezhebidir” sözünden ne kastedildiğini anlatmaya çalışmışlardır. Bu kabul edişin diğer mezhep mensuplarının yaptığı gibi mezhep imamlarının sözlerinin Kitap ve sünnetin önüne geçirilmesi anlamındaki taklit olmadığı ileri sürülmüştür. Gerek Vehhâbîliğin kurucusu Muhammed b. Abdülvehhâb, gerekse tabileri içtihat, mezhep, taklit, ittiba, ihtilaf hususundaki düşüncelerini Hanbeli mezhebi, İbn Teymiyye  (ö. 728/1328) ve İbnü’l-Kayyim’in (ö. 751/1350) kullandığı delillere dayandırarak temellendirmişlerdir. Bizim bu makaledeki amacımız ise Vehhâbî düşüncesini oluşturan ilk kaynaklarda içtihat, taklit, mezhep, ihtilaf gibi mevzulara nasıl yaklaşıldığını tespit etmektir. İlk dönem Vehhâbî kaynaklarında ıstılahî anlamda fıkhî tanımlamalar bulmak mümkün değildir. Konular ya bir sorunun/fetvanın ya da bir eleştirinin cevabı çerçevesinde ele alınmıştır. Bu sebepten dolayı yöntemimiz ilk dönem düşünürlerin görüşlerinden hareketle “İlk Dönem Vehhâbî Düşüncesinde İçtihadın Konumu ve Fıkhî Bir Mezhebe Bağlılığın Manası” ilgili bir sonuca ulaşmak şeklinde olacaktır. Özet: İslâm dünyasında ıslah düşüncelerinin ortaya çıktığı dönemlere yakın bir zamanda başlayan Vehhâbî hareketinin onlarla bağı ve benzerliği birkaç sebepten dolayı tereddütle karşılanmıştır. Vehhâbî hareketi mensuplarının, insanların inancının ıslahı konusunda toleranssız olmaları ve tekfir kavramını çok fazla kullanmaları bu sebeplerin başında gelmektedir. Diğer bir sebep ise Muhammed b. Abdülvehhâb’ın (ö. 1206/1792) hiçbir dinî disiplini ve kişiyi otorite olarak kabul etmemesidir. Vehhâbî düşünürlerin inanca ilişkin yerleşik uygulamalara, içtihada, taklide, mezhep taassubuna karşı geliştirdiği tepki ve söylemler, birçok itirazı ve eleştiriyi beraberinde getirmiştir. Vehhâbîliğin kurucusu Muhammed b. Abdülvehhâb içtihat kapısının açık olduğunu söyleyenlerin tarafında yer alır. Ona göre hakikatin bilgisinin devamı içtihadın devamlılığına bağlıdır ve her dönemde, o dönemin sorunlarına uygun şekilde nasları yorumlayacak müçtehitler bulunur. Ona göre naslarda doğruluğu beyan edilmemiş bir takım ihtilaflı meselelerde bir müminin bütün gayretini Allah ve Resûlü’nün emrini anlamaya sarfetmesi ve onunla amel etmesi gerekir. Muhammed b. Abdülvehhâb Kur’an ve sünneti anlamak için müçtehit olma şartını aramaz. O yüzden müçtehit olmayanların dinin hükümlerini anlamak için bir mezhebi taklit etmesinin gerekli olduğunu iddia edenlere karşı çıkmıştır. Ona göre Kur’an ve sünneti anlamak için istitâati olan herkes içtihat etmelidir. Allah’a ve Kur’an öğretilerine karşı insan yapımı hukuka körü körüne bağlılık şirkin bir benzeridir. Fakihler insandırlar ve yanılmaz değildirler. Sonraki ulemâ da içtihat ve taklitle ilgili düşüncelerini bu zeminde geliştirmiştir. Vehhâbîler, ulemânın taklit edilmesini tamamen reddetmediklerini, kabul etmedikleri şeyin mutlak müçtehitlerin dışında kimsenin içtihat edemeyeceği iddiası olduğunu söylemektedirler. Delile dayanarak bir görüşü kabul etmek anlamındaki ittibâı delile rağmen taklit etmekten ayıran Vehhâbî ulemâ, fetva verme ve fetvayı kabul etme kriterlerini içtihat etmek ve Kur’an ve sünnetten delili olana veya iki asla muvafık olan âlimlerin kavline ittibâ şeklinde belirlemiştir. Vehhâbîler’e göre usûlde yani akaid sahasında içtihat caiz olmadığı gibi taklit de câiz değildir. Kişinin akaid ve ibadetler konusunda Allah ve Resûlü’nün neyi emrettiğini, neyi yasakladığını öğrenmesi gerekir. İbn Abdülvehhâb fürûda taklidi ise birçok görüşten, kaynaklara ulaşamama ve onları değerlendirmeye vakit bulamama gibi zaruri durumlarda câiz olduğunu kabul etmiştir. Muhammed b. Abdülvehhâb’a göre ümmetin âlimlerinin ihtilâfının rahmet olduğu düşüncesi bâtıldır. Ona göre âlimlerin ittifakı hüccet, birliği rahmettir. Buna rağmen ihtilaf edilen bir meselede izlenecek yol, meselenin ilk etapta mezhep görüşlerine değil Kur’an ve sünnete arzıdır. İhtilafın sahasını da belirleyen Muhammed b. Abdülvehhâb selef ve halefin, nassın beyan etmediği fürû konularında ihtilâf ettiğini; bu tür meselelerde mümine düşen görevin Allah ve Resûlü’nün kastının ne olduğunu araştırmak, hata etse bile ulemâya saygı göstermek olduğunu söylemiştir. Ancak ona göre ulemâya saygı göstermek ihtilâflı meselelerde delile rağmen, “onlar bizden daha iyi bilirler” demek şeklinde değildir.  Vehhâbî düşüncesi; mezhebi, sistematik bir bütün olarak tarif etmez. Onlara göre mezhep içtihada konu olabilen meselelerde müçtehitlerin delile dayalı olarak tercih ettikleri hükümdür. Bu yaklaşımla “Mezhebimiz Ahmed b. Hanbel’in (ö. 241/855) mezhebidir” sözünden ne kastedildiğini anlatmaya çalışmışlardır. Bu kabul edişin diğer mezhep mensuplarının yaptığı gibi mezhep imamlarının sözlerinin Kitap ve sünnetin önüne geçirilmesi anlamındaki taklit olmadığı ileri sürülmüştür. Muhammed b. Abdülvehhâb ve tâbileri hareketin beşinci ve yeni bir mezhep olmadığını, Hanbelî mezhebine mensup olduklarını kimseyi fıkhî, kelâmî, sûfî herhangi bir oluşuma yönlendirmediklerini birçok yerde vurgulamaktadır. Bununla birlikte mezheplerin din olmadığını, yeni bir mezhep amaçlansa bile bunun sakıncası olmayacağını söylemektedirler. Mezhep taassubu olmaksızın Hanbelîlik vurgusu yapılmakla birlikte delilin kuvvetli olduğu yerde diğer mezhep görüşlerinin alınmasının zaruri olduğu ifade edilmektedir. Hanbelîlik vurgusu ile yeni bir mezhep olmadıkları söylemlerini de desteklemiş olmaktadırlar. Ancak aklî ve naklî delilleri kabul etme ve kullanma usûlü konusunda Hanbelî mezhebi hakkındaki genel tasvir, diğer mezheplerden daha katı bir yaklaşıma sahip olduğu şeklindedir. Buna bağlı olarak da Vehhâbîler, tasvir biraz daha katılaştırılarak tanımlanmaktadır. Muhammed b. Abdülvehhâb, mezheplerin belirli hükümlerini almak yerine hükme varmak için onların metodolojilerini kullanmış, taassubu ve mezheplerin neredeyse Allah’a eşit derecede otorite olmasını reddetmiş hükümlerinin alınmasını kabul etmiştir.  Kitap, sünnet ve icmâ birinci otorite kabul edilmiş ve ümmetin cumhuruna aykırı olunmadığı müddetçe dört mezhep inkâr edilmemiştir. Delilin bulunduğu yerde başka bir mezhebin hükmüyle amel etmek konusunda İbn Teymiyye’ye (ö. 728/1328) tâbi olan Vehhâbîler, hiçbir sebep yokken veya dünyevî bir sebeple mezhep değiştirmenin câiz olmadığı görüşündedir. Vehhâbîler mezheplerin inkârı şeklinde açık bir tutum sergilememekle birlikte, hükümlere doğrudan ulaşma, delile uygun hüküm hangi mezhepte ise alma gibi söylemleriyle mezhepler üstü bir yaklaşım geliştirmişlerdir. Nitekim bu konuda yapılan eleştirilerden biri de, her bir mezhepten kendilerine uygun buldukları görüşleri aldıkları kalanları ilga ettikleridir. İlk dönem Vehhâbî ulemâsı içtihat, taklit, mezhep, ittiba, ihtilaf gibi hususlardaki düşüncelerini Hanbelî mezhebi, İbnü’l-Kayyim (ö. 751/1350) ve özellikle İbn Teymiyye’nin kullandığı delillere dayandırarak temellendirmişlerdir. Bu sebepten dolayı kendilerine has bir düşünce sistemine sahip olduklarını söylemek mümkün değildir. Bu husus da dikkate alındığında makale konusu olan meselelerde Vehhâbî düşünürlerin hemen hepsinin yönteme dair yaklaşımlarını üç maddede toplamak mümkün görünmektedir. Birincisi dinin hükümlerini anlamak için istitâati olanın içtihat etmesinin zaruriliği, ikincisi ihtilaf durumunda meselelerin Kur’an ve sünnete arzı; üçüncüsü delilin varlığının her türlü mezhep görüşünü geçersiz kılmasıdır.

The Status of Ijtihād in the Early Period of Wahhābī Thought and the Meaning of Commitment to a Madhhab on Fiqh

Abstract: The founder of Wahhabism, Muḥammad ibn ‘Abd al-Wahhāb (d. 1206/1792), is on the side of those who advocate that ijtihād’s gate is open. In his thought, the continuity of knowledge about the truth is based on the sustainability of ijtihād, and in every period, there have been mujtahids to interpret the nass in consistent with the issues. The later scholars have developed the thoughts related to ijtihād on this platform. Wahhābī thought does not describe madhhab as a systematic integrated approach. According to them, the madhhab is the ḥukm that were made within the discretion of mujtahids on the basis of nass on the issues open and free to ijtihād. With this approach, they have tried to explain what refers to the word of “Our madhhab is the one of Ahmad ibn Hanbal  (d. 241/855)”. It has been suggested that this acknowledgment does not mean taqlīd that the words of madhhab imāms are replaced with the Qur’ān and Sunna just as some other members of madhhab do so. Either Muḥammad ibn ‘Abd al-Wahhāb or his disciples have based their own opinions of such as ijtihād, madhhab, taqlīd, ittibā  and ikhtilāf upon the proofs that Ḥanbalī Madhhab, Ibn Taymiyya (d. 728/1328) and Ibn Qayyim (d. 751/1350) used. Our aim in this study is to determine how the issues regarding such as ijtihād,taqlīd, madhhab, ikhtilāf, etc. were examined in the primary sources that formed Wahhābī thought. In the early period Wahhābī sources, it is not possible to find definitions of Islamic law in technical terms. Topics have been dealt with within the framework of the answer to a problem/fatwā or a criticism. For this reason, our method will be based on reaching a conclusion about "The Status of Ijtihād in the Early Period of Wahhābī Thought and The Meaning of Commitment to a Madhhab on Fiqh." in the light of the opinions of the first period thinkers.Summary: The connection and similarity of the Wahhābī movement, which started in the Islamic world at a time close to the time when the reform ideas appeared, have been hesitantly welcomed for a few reasons. The fact that members of the Wahhābī movement are intolerant in terms of reform in people’s beliefs, and they use the concept of takfīr, are chief among these reasons. Another reason is that Muḥammad ibn ‘Abd al-Wahhāb (d. 1206/1792) does not accept any religious discipline and individual as an authority. The reactions and discourses developed by Wahhābī thinkers against the established practices of faith, ijtihād, taqlīd and denominationalism has brought many objections and criticism.The founder of Wahhabism, Muḥammad ibn ‘Abd al-Wahhāb, is on the side of those who advocate that ijtihād’s gate is open. In his thought, the continuity of knowledge about the truth is based on the sustainability of ijtihād, and in every period, there have been mujtahids to interpret the nass in consistent with the issues.  According to him, in a number of controversial cases where no right path has been declared in the naṣṣ, all the efforts of a believer should be focused on understanding the command of God and his messenger and act accordingly. Muḥammad ibn ‘Abd al-Wahhāb does not seek the condition of being a mujtahid to understand the Qur’ān and the sunna. He therefore opposed those who claimed that it is imperative for non-mujtahids to taqlīd a madhhab to understand the provisions of religion. According to him, everybody who has the ability to understand the Qur’ān and the sunna must make ijtihād. Blind allegiance to man-made law against the teachings of God and the Qur’ān is a type of shirk (to attribute a partner to God). Fuqahā’ are human and not infallible. The ‘ulamā’ that followed also developed their thoughts about ijtihād and taqlīd on this ground.The Wahhābīs say that they do not completely reject the taqlīd of the ‘ulamā’, but what they do not accept is no one, except the absolute mujtahid, can perform ijtihād. Differentiating ittibā‘, which means accepting an opinion based on evidence, from taqlīd despite the evidence, the Wahhābī ‘ulamā’ have defined the criteria of issuing or accepting a fatwā as performing ijtihād and ittibā‘ to those who have evidence of the Qur’ān and the sunna, or to the remarks of the scholars who are eligible for the Qur’ān and the sunna.According to the Wahhābīs, neither ijtihād nor taqlīd on the issues of ‘aqā’id is permissible in religion. The individual must learn what God and His messenger commands and forbids in terms of ‘aqā’id and worshipping. Ibn ‘Abd al-Wahhāb accepts that taqlīd in furū‘ al-fiqh is permissible in absolutely necessary situations such as not being able to reach sources from various views, and not having the time to evaluate these sources. According to Muḥammad ibn ‘Abd al-Wahhāb, the notion that the dispute of ‘ulamā’ is a blessing is superstitious. According to him, the alliance and agreement of ‘ulamā’ is a deed, and their unity is a blessing. Despite this, the way to be followed in a matter of dispute is not in the madhhab views but the presentation of the matter in the Qur’ān and the sunna. Defining the field of dispute, Muḥammad ibn ‘Abd al-Wahhāb said that the predecessor and the successor disagreed in the matters of furū‘ al-fiqh that were not declared in the naṣṣ; and in such affairs, the duty of the believer is to investigate what is the covenant of God and His messenger, and to show respect for the ‘ulamā’ even if it is mistaken. However, according to him, showing respect to the ‘ulamā’ is not saying ‘’they know better than us’’ despite the presence of evidence in matters of dispute.Wahhābī thought does not describe madhhab as a systematic integrated approach. According to them, the madhhab is the ḥukm that were made within the discretion of mujtahids on the basis of naṣṣ on the issues open and free to ijtihād. With this approach, they have tried to explain what refers to the word of “Our madhhab is the one of Aḥmad ibn Ḥanbal (d. 241/855)” It has been suggested that this acknowledgment does not mean taqlīd that the words of madhhab imāms are replaced with the Qur’ān and the sunna just as some other members of madhhab do so. Muḥammad ibn ‘Abd al-Wahhāb and his followers emphasize in many places the movement is not a fifth and a new madhhab, they are members of the Ḥanbalī madhhab and they do not direct anyone to any organization in the form of fiqh, kalām, or ṣūfī. However, they say that madhhabs are not religion, and even if a new madhhab is aimed, this is not a problem. Although an emphasis of being part of the Ḥanbalī madhhab is made without sectarian fanaticism, it is stated that it is imperative to take the views of other madhhabs where the evidence is strong. With the emphasis of being part of the Ḥanbalī madhhab, they support their discourse of not being a new madhhab. However, the general description of the Ḥanbalī madhhab has a stricter approach regarding the way of accepting and using mental and transitional evidence than the other madhhabs. Accordingly, the Wahhābīs are described by a stricter version of the description.Muḥammad ibn ‘Abd al-Wahhāb used their methodology to arrive at judgments instead of taking the specific provisions of the madhhabs, and accepted the adoption of provisions and refused bigotry and the madhhabs are authorities almost equal to God. The Qur’ān, the sunna and ijmā‘(consensus) were accepted as the primary authorities and the four madhhabs were not denied as long as they were not contrary to majority of Muslim community. The Wahhābīs, who follow Ibn Taymiyya (d. 728/1328) on the matter of practicing according to a judgment of another madhhab in the presence of evidence, believe that changing a madhhab without any reason or for worldly reasons is not permissible in religion.Although the Wahhābīs do not display a clear attitude on denying madhhabs, they have developed a supra-madhhabs approach with the thoughts of direct access to the ḥukms and accepting the ḥukm of any madhhab as long as the ḥukm is in accordance with the evidence. As a matter of fact, one of the criticisms made in this respect is that they take the views from other madhhabs that suit them, and reject the others.The Wahhābī ‘ulamā’ of the first periods shaped their opinions on issues such as ijtihād, taqlīd, madhhab, ittibā‘, and ikhtilāf, based on the evidences used by the Ḥanbalī madhhab, Ibn Qayyim (d. 751/1350) and especially Ibn Taymiyya. For this reason, it is not possible to say that they have a thought system of their own. Taking this fact into consideration, it seems possible to collect the approach of the method of almost all Wahhābī thinkers in issues that are the subject of this article under three items. First, the necessity of those with strength and ability to perform ijtihād to understand religious provisions; second, solving issues of dispute based on the Qur’ān and the sunna; and third, the presence of evidence overruling any kind of madhhab view.

Kaynakça

el-Akl, Nâsır b. Abdülkerîm. İslâmiyye lâ Vehhâbîyye. Riyad: Dâru Künûzi İşbiliyâ , 2004.

Atalay, Hakan. Islahat Hareketleri ve Selefilik. Yüksek Lisans tezi, Ankara Üniversitesi, 2016.

Apaydın, Yunus. “İctihad”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, 21: 432-445. Ankara: TDV Yayınları, 2000.

Aybakan, Bilal. “Şâfiî Mezhebi”. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi. 38: 233-247. Ankara: TDV Yayınları, 2010.

Bas, Natana J. DeLong. “Muhammad Ibn Abd Al-Wahhab: An Intellectual Biyography”. Ph.D., Georgetown University, 2003.

El-Buhârî, Ebû Abdullah Muhammed b. İsmail. el-Câmiü‘s-saḥiḥ. thk. Takıyyüddin en-Nedvî. 15 cilt. Beyrut: Dârü’l-beşairi’l-İslâmiyye, 1432/2011.

el-Atram, Sâlih b. Abdurrahman. “İ‘timadü fıḳhî da‘veti’ş-Şeyḫ Muḥammed b. Abdil-vehhâb ‘ale’l-kitab ve’s-sünne”. Buḥûsü usbû‘i’ş-Şeyḫ Muḥammed b. Abdil-vehhâb içinde, 1: 243-376. Riyad: Câmi‘atü’l-İmâm Muhammed b. Suûd el-İslâmiyye. 1983.

Cevdet Paşa, Târîh-i Cevdet. Dersaaset: Matbaa-i Osmaniyye, 1309.

Calder, Norman. “İbn Âbidîn’in ‘Uḳudü Resmi’l-Müftî” Adlı Risâlesi. çev. Şenol Say-lan, Usûl Dergisi, sy. 2 (Temmuz-Aralık 2004): 189-208.

Crawford, M. J. “Wahhâbî Ulama and the Law” 1745-1932. M.Ph., University of Oxford, 1980.

Dalkıran, Sayın.“Târîh-i Cevdet’te İslâm Mezhepleri I”. AÜ Türkiyat Araştırmaları Dergisi, sy.20 (Erzurum 2002): 219-252. ed-Dürerü’s-seniyye fi’l-ecvibeti’n-Necdiyye. Cem. Abdurrahman b. Muhammed b. Kāsım el-Âsımî el-Kahtânî en-Necdî. 16 cilt. Baskı yeri ve yayınevi yok, 1994-1999.

Fazlurrahman. İslâm. çev. Mehmet Dağ-Mehmet Aydın. Ankara: Selçuk Yayınları, 1981.

Hazal, Hüseyin Halef eş-Şeyh. Târîḫu’l-Cezîreti’l-‘Arabiyye fî ‘asri’ş-Şeyḫ Muḥammed b. Abdilvehhâb. Beyrut: Dârü’l-Kütüb, 1968.

Herrâş, Muhammed Halîl. Ḥareketü’l-Vehhâbiyye reddün ‘alâ maḳālin li Doktor Mu-hammed Bahâ fî naḳżi’l-Vehhâbiyye. Medine: Câmiatü’l-İslâmiyye, 1396.

İbn Gannâm, Ebû Bekir Hüseyin. Târîḫu Necd. thk. Nâsırüddin Esed. Beyrut: Dârü’ş-şürûk, 1985.

İbnü’l-Haccac, Ebû’l-Hüseyin Müslim el-Kuşeyrî en-Nisabûrî. Saḥiḥu Müslim. nşr. Muhammed Fuâd Abdülbâkî. 5 cilt. İstanbul: el-Mektebetü'l-İslâmiyye, ts.

İbn Mâce, Ebû Abdullah Muhammed b. Yezid el-Kazvinî. Sünenu İbn Mâce. thk. Mu-hammed Fuâd Abdülbâkî. 2 cilt. Kahire: Dârü ihyâi’t-türasi’l-Arabî, 1395/1975.

İbn Manzûr, Ebu’l-Fazl Muhammed b. Mükerrem b. Ali el-Ensârî. Lisânü’l-‘Arab. 15 cilt. Beyrut: Dârü Sâdır, ts.

İbn Süleyman et-Temîmî en-Necdî, Muhammed b. Abdülvehhâb. Müellefâtü’ş-Şeyḫi’l-İmâm Muḥammed b. Abdilvehhâb. tashih: Abdülazîz Rûmî, Seyyid Hicâb. 12 cilt. Riyad: Câmiatü’l-İmâm Muhammed b. Suûd el-İslâmiyye, 1206/1792.

İbn Nâsır, Hammad. “Risâletü’l-ictihâd ve’t-taḳlîd”. Mecmû‘atü’r-resâil ve’l-mesâili’n-Necdiyye içinde, 2: 2-30. Mısır: Matba‘atü’l-Menâr, 1344.

İbn Abdurrahman, Sâlih b. Muhammed. el-Menhecü’l-fıḳhî li eimmeti’d-da‘veti’s-Selefiyyeti fî Necd. Riyad: Dâru’s-sumey‘i, 2000.

İbn Teymiyye. Mecmû‘u’l-fetâvâ. 20 cilt. Riyad, 1991/1412.

Karaman, Hayreddin. İslam Hukukunda İctihad. İstanbul: Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Yayınları, 1996.

el-Kattan, Manna‘. “İ‘timadü da‘veti’ş-Şeyḫ Muḥammed b. Abdilvehhâb ’ale’l-kitab ve’s-sünne”. Buhûsü usbû‘i’ş-Şeyḫ Muḥammed b. Abdilvehhâb içinde, 1: 211-239. Riyad: Câmi‘atü’l-İmâm Muhammed b. Suûd el-İslâmiyye. 1983.

Kavak, Özgür. Şah Veliyyullah Dihlevî’nin İctihad Anlayışı. Yüksek Lisans tezi, Mar-mara Üniversitesi, 2002.

Kaya, Eyyüp Said. “Mâlikî Mezhebi”. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi. 27: 519-535. Ankara: TDV Yayınları, 2003. Kaya, Eyyüp Said. “Batılı Gözüyle Modernleşme Arifesinde Tecdîd”, İslâm Araştırma-ları Dergisi 25 (2011): 27-50.

Koca, Ferhat. İslam Hukuk Tarihinde Selefî Söylem. Ankara: Ankara Okulu Yayınları, 2002.

Özel, Ahmet. “Hanefî Mezhebi”. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi. 16: 1-27. Ankara: TDV Yayınları, 1997.

Rasheed, Madawi. Contesting the Saudi State: Islamic Voices From a New Generation. Cambridge: Cambridge University Press, 2007.

es-Sicistanî, Süleyman b. Eş‘as b. İshak el-Ezdî Ebû Dâvûd. Kitâbü’s-Sünen/ Sünenu Ebû Dâvûd. thk. Muhammed Avvame. 5 cilt. Cidde: Dârü’l-kıble li’s-sekafeti’l-İslâmiyye, 1419/1998.

Şener, Abdulkadir. “İslâm Hukukunda İctihad ve Taklit Problemi”. Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi 24, sy. 1 (1981): 375-387.

Şeker, Fatih M. Osmanlılar ve Vehhâbîlik: Hüseyin Kâzım Kadri’nin Vehhâbîlik Risâle-si. İstanbul: Dergâh Yayınları, 2007.

Şeker, Fatih M. “Vehhâbîliğin Osmanlı Mütefekkirleri Üzerindeki Akisleri”. Uluslara-rası Sosyal Araştırmalar Dergisi 4, sy. 21 (Bahar 2012): 329-358.

Et-Tirmizî, Ebû İsa Muhammed b. İsa. el-Câmiü‘l-kebîr. 6 cilt. Beyrut: Dârü’l-garbi’l-İslâmî, 1996.

Türkel, Rifat. “Suûdî Arabistan Dışında Vehhâbilik Etkisi (19 ve 20. yüzyıl)”. Selefilik içinde, 115-136. Konya: y.y., 2016.

El-Useymîn, Muhammed bin Sâlih. Muḥammed b. Abdilvehhâb ḥayâtühû ve fikrühû. Riyad: Dârü’l-ulûm, 1992/1412.

Üzüm, İlyas. “Mezhep”. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi. 29: 526-532. Anka-ra: TDV Yayınları, 1997.

Vassiliev, Alexei. The History of Saudi Arabia. New York: New York University Press, 2000.

Vogel, Frank Edward. “İslamic Law and Legal System Studies of Saudi Arabia”. Ph. D., Harvard University 1993.

Kaynak Göster

Bibtex @araştırma makalesi { cuid307556, journal = {Cumhuriyet İlahiyat Dergisi}, issn = {2528-9861}, eissn = {2528-987X}, address = {Cumhuriyet Universitesi Ilahiyat Fakultesi Dergisi 58140 Kampüs Sivas / Türkiye}, publisher = {Cumhuriyet Üniversitesi}, year = {2017}, volume = {21}, pages = {1323 - 1354}, doi = {10.18505/cuid.307556}, title = {İlk Dönem Vehhâbî Düşüncesinde İçtihadın Konumu ve Fıkhî Bir Mezhebe Bağlılığın Manası}, key = {cite}, author = {Turhan, Kerime Cesur} }
APA Turhan, K . (2017). İlk Dönem Vehhâbî Düşüncesinde İçtihadın Konumu ve Fıkhî Bir Mezhebe Bağlılığın Manası . Cumhuriyet İlahiyat Dergisi , 21 (2) , 1323-1354 . DOI: 10.18505/cuid.307556
MLA Turhan, K . "İlk Dönem Vehhâbî Düşüncesinde İçtihadın Konumu ve Fıkhî Bir Mezhebe Bağlılığın Manası" . Cumhuriyet İlahiyat Dergisi 21 (2017 ): 1323-1354 <
Chicago Turhan, K . "İlk Dönem Vehhâbî Düşüncesinde İçtihadın Konumu ve Fıkhî Bir Mezhebe Bağlılığın Manası". Cumhuriyet İlahiyat Dergisi 21 (2017 ): 1323-1354
RIS TY - JOUR T1 - İlk Dönem Vehhâbî Düşüncesinde İçtihadın Konumu ve Fıkhî Bir Mezhebe Bağlılığın Manası AU - Kerime Cesur Turhan Y1 - 2017 PY - 2017 N1 - doi: 10.18505/cuid.307556 DO - 10.18505/cuid.307556 T2 - Cumhuriyet İlahiyat Dergisi JF - Journal JO - JOR SP - 1323 EP - 1354 VL - 21 IS - 2 SN - 2528-9861-2528-987X M3 - doi: 10.18505/cuid.307556 UR - Y2 - 2017 ER -
EndNote %0 Cumhuriyet İlahiyat Dergisi İlk Dönem Vehhâbî Düşüncesinde İçtihadın Konumu ve Fıkhî Bir Mezhebe Bağlılığın Manası %A Kerime Cesur Turhan %T İlk Dönem Vehhâbî Düşüncesinde İçtihadın Konumu ve Fıkhî Bir Mezhebe Bağlılığın Manası %D 2017 %J Cumhuriyet İlahiyat Dergisi %P 2528-9861-2528-987X %V 21 %N 2 %R doi: 10.18505/cuid.307556 %U 10.18505/cuid.307556
ISNAD Turhan, Kerime Cesur . "İlk Dönem Vehhâbî Düşüncesinde İçtihadın Konumu ve Fıkhî Bir Mezhebe Bağlılığın Manası". Cumhuriyet İlahiyat Dergisi 21 / 2 (Aralık 2017): 1323-1354 .
AMA Turhan K . İlk Dönem Vehhâbî Düşüncesinde İçtihadın Konumu ve Fıkhî Bir Mezhebe Bağlılığın Manası. CUID. 2017; 21(2): 1323-1354.
Vancouver Turhan K . İlk Dönem Vehhâbî Düşüncesinde İçtihadın Konumu ve Fıkhî Bir Mezhebe Bağlılığın Manası. Cumhuriyet İlahiyat Dergisi. 2017; 21(2): 1323-1354.
IEEE K. Turhan , "İlk Dönem Vehhâbî Düşüncesinde İçtihadın Konumu ve Fıkhî Bir Mezhebe Bağlılığın Manası", Cumhuriyet İlahiyat Dergisi, c. 21, sayı. 2, ss. 1323-1354, Ara. 2017, doi:10.18505/cuid.307556