Hegel’in Zihin Fenomenolojisi’nde “Arzu” (Desire) Kavramı Üzerine Bazı Düşünceler

Hegel’e göre, öz-bilinç (self-consciousness), hem üzerinde nesnesini kendisine karşıt bir konuma yerleştirdiği bir zemin, hem de nesnesinin ötekilik vasfını -nesneyi kendisi için saklamak üzere- bertaraf ederek yüksek hakikat olarak tezahür eder. Kendisini en asli hakikat olarak ön gördüğü için, arzunun (desire) hem kaynağı hem de amacı olarak ortaya çıkar. Diğer bir deyişle, nesnesi (öteki) içinde çözüldüğünde kendi özdeşliğinin farkına vardığı için, öz-bilinç kendisiyle yeniden birlik tesis etmek ister. Böylece, o kendisinin dışındaki her şeyi öncelikle arzunun negatif nesnesi olarak görür. Yani, dışarıdaki nesne (görüntü) onun tatmin edilmesini engelleyen bir şey olarak görünür. Ne var ki, nesnesini bertaraf etme tecrübesi ile, öz-bilinç nesnesinin kendi amacı için bir ‘vasıta’ olduğunu yani bir hakikate ve olumlu bir veçheye sahip bulunduğunu kavrar. Nesnesinin bu olumlu veçheye sahip olduğunu özellikle diğer bir öz-bilinç ile karşılaştığında daha üst düzeyde anlar. Bu düzeyde öz-bilinç kendisi ile diğer öz-bilince ait zıt güçler arasında karşılıklı bir denge olduğunu fark etmeye başlar. Bu karşılıklı denge hem öz-bilinçlerin birbirlerini karşılıklı olarak tanımalarına hem de karşılıklı olarak arzunun tatminine yol açar. Böylece, arzunun hem kaynağı hem de amacı olduğu için, öz-bilinç kendisini arzunun pozitif (gerçek) nesnesi olarak kavrar ve karşılıklı tanıma olayında daha önce olumsuz olarak yaklaştığı ötekinin olumlu veçhesini ayırt etmeye başlar. Diğer öz-bilincin olumlu veçhesi kavranmaya başladığı zaman arzu en üst, yani öz-bilinç düzeyinde tatmine ulaşır.

Some Observatıons On The Conceptıon Of Desıre In Hegel’s Phenomenology Of Spırıt

In the Phenomenology of Spirit, chapter IV, Hegel attempts to show how consciousness becomes self-consciousness. Self-consciousness manifests itself both as the ground on which it makes its object opposite to itself, and as a higher truth by demolishing the otherness of its object in order to preserve it for self-consciousness. Since it presupposes itself as the inner truth (or ground) it realizes itself both as the origin and the aim of desire. In other words, by virtue of presupposing its identity in its dissolution, self-consciousness desires to re-constitute the unity with itself. Therefore, it grasps everything else as a negative object of desire in advance. That is to say, its appearance seems to be an ‘obstacle’ before its satisfaction. However, through experience of negating, self-consciousness learns that its object is also a ‘means’ (i.e., has truth or positive aspect) for its end point. It realizes this latter aspect of its object especially when it is faced with another self-consciousness. At this level, self-consciousness comes to see that there is a counter-balance of opposing powers between itself and the other self-consciousness. This counter-balance leads both self-consciousness to a mutual recognition and, then satisfaction of mutual desires. Therefore, since both the origin and the aim of desire is self-consciousness itself, it (self-consciousness) grasps itself as the positive (real) object of desire and then discerns in the mutual recognition the positive aspect of another which was taken as a negative element before. The satisfaction of desire begins with realizing this positive aspect of another self-consciousness.

Kaynak Göster

ISNAD Tatar, Burhanettin . "Hegel’in Zihin Fenomenolojisi’nde “Arzu” (Desire) Kavramı Üzerine Bazı Düşünceler". Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 12 / 12-13 (Nisan 2001): 307-317 .